AŞIK ŞENLİK
 Aşık Şenlik Kimdir? Aşık Şenlik'i Tanıyalım

Aşık Şenlik Kimdir? Aşık Şenlik'i Tanıyalım

 Tarih : 25.02.2008 15:41:00


(Torunu) Aşık YILMAZ ŞENLİKOĞLU'NDAN AŞIK ŞENLÎK'İN HAYATI Tarihi bilgilerden anlaşıldığına göre Terekemeler ve Karapapaklar, Türkmen Çay antlaşması ile Borçalı ve Gazak bölgelerinden göç ederek, Kars bölgesine gelirler...

 

Guruplar halinde Kars'ın bir çok bölgelerine yerleştiklerin! biliyoruz

Gelen göçlerden 20 kişilik bir grup sabahın kuşluk vaktinde Ballı kayanın tepesine çıkarak etrafı seyretmeye başladılar. Baktıklarında gördüler ki dört tarafı dağlarla çevrili zümrüt gibi yemyeşil bir ova, ibirişim telleri gibi ovanın bir çok yerinden akan sular sanki bunlara bağırırcasına "Gelin sizin köyünüz burası." der gibiydi. Birbirlerine göz işareti yaparak gördüğümüz akarsuların kaynağı orada ise bizim köyümüz burası olacak. Aşağıya inerek suyun kaynağım buldular. Yarım ay şeklinde 10 tane bulak sıralanmış sanki her birine birer motopomp bağlanmışçasına şırıltıyla sular yarım metre yüksekliğe fışkırtıyordu. Aradığımızı bulduk diyerek bir birlerine sevinç dolu umutlarla bakıştılar.

Bu su karasudur. Kışın da donmaz. Bu kara su isminden esinlenerek kısa bir zaman su kara olarak tanınmış daha sonra Sukara'yı Suhara olarak değiştirmişler.

Suhara köyüne yerleşenlerin arasında bulunan aynı zamanda köyün imamlığım da üstlenen köy halkının sevdiği ve saygı duyduğu Molla Ahmet bir gün öğle namazından sonra komşularına hitaben: Köyümüzün afetlerden korunması için vücudumuzun sıhhatli rızkımızın bereketli olması için kadınlarımız, kızlarımız biraz bizden uzakta olmak üzere bir mevlüt okuyalım. Herkes evinden yemek ve şerbetin! getirecek. Samimi hislerle birbirlerine bağlı olan komşular Allah senden razı olsun kalbimizden geçenleri söyledin, ikindi namazı kılındıktan sonra erkeklere Molla Ahmet ve oğlu Kadir ile mevlüdü şerife başladılar. Kadınlar arasında ise tek okumuş olan Ömer ağanın kızı Zaliha bülbül sesiyle şakımaya başladı. Hafiften esen bir rüzgar Zaliha 'nın sesini Kadir'e, Kadirin sesini Zaliha'ya ulaştırıyordu. O gün Kadir'in gönlünde Zaliha'ya karşı Zaliha'nın gönlünde Kadir'e karşı tarifsiz bir sevgi hasıl oldu. Bir kaç saat geçmişti ki halk arasında fısıltılar başladı. Molla Ahmet'in oğlu Kadir herhalde Ömer ağanın kızı Zaliha'yı istiyor.

Kısa bir müddet sonra bu haber Molla Ahmet'in kulağına geldi. Molla Ahmet buna çok sevindi, çünkü Ömer ağa gibi bir dünürü, Zaliha gibi bir gelini olacaktı.

Molla Ahmet meseleyi uzatmadan komşularından bir kaç kişiyi alarak Ömer ağaya misafir oldular. Sene 1840. kısa bir zaman sonra Zaliha misafirlere hizmete başlayarak ilk çayım getirdi Bizde adettir böyle durumlarda gelen misafirlerin isteği yerine getirilmese çay, içilip yemek yenilmez. Bu durumu hisseden Ömer ağa, "Hayrola komşular neden çaylarınız! içmiyorsunuz? Sanki bana bir şey söyleyecek durumunuz var gibi geliyor".

Molla Ahmetin yanında gelen adamlardan biri derhal söze başlar. Ömer ağa, 'Tam kalbimizden geçenleri yüzümüze okudun biz buraya hayırlı bir iş için geldik

Allah'ın emriyle kızın Zaliha'yı Molla Ahmet'in oğlu Kadir'e istemek için geldik eğer isteğimizi kabul edersen çayınızı da içeceğiz, yemeğinizi de yiyeceğiz. Şayet istediğimiz! kabul etmezsen çayınızı da içmeyeceğiz yemeğin! de yemeyeceğiz." Ömer ağa hiç tereddüt etmeden güler bir yüzle o emretti ki sizler geldiniz büyürün çaylarınızı için Allah'ın emrine ne haddim var karşı gelmeye. Çaylar içilip yemek yendikten sonra sevinçle evine dönen Molla Ahmet kısa bir müddet sonra düğün hazırlıklarına başladı.

Kadir ile Zaliha dünya evine girdiler. Sene 1850 ilkbaharın ilk ayı mayısın son haftası işte o gün hocanın ezan sesiyle uyanan Kadir abdest almak için hazırlığa başladı. Tam camiye gitmek üzereyken karışı Zaliha utanarak kendimi iyi hissetmiyorum, komşumuz olan Salatın Halayı çağır camiye öyle git der. Durumu hisseden kadir komşusunun kapışım çaldı. Salatın Halaya Zaliha'nın yanma gitmesini söyledi ve kendisi camiye gitti.

Namazdan dönüşte Salat'ın Halayla dışarda karşılaştı ve ilk müjdeyi verdi. Gözün aydın nur topu gibi oğlun dünyaya geldi, hayırlı evlat olması için kurban keş ve haseneler dağıt, Salatın Hala az sonra ben geleceğim dedi ve evine gitti. Heyecanla evine giden Kadir şehadet parmağı ile oğlunun yüzünü elliyerek, merhaba oğlum Hasan farkında olmadan çocuğunun ismini takmıştı.

Gel Hasan git Hasan diyerek her köy çocuğu gibi yıkıla kalka zaman aşındırmaya başladı, 5 yaşlarında iken babası Kadir itina altında büyütmeye. çalıştığı Hasan'ı o gün tabiatın çok güzel çağı olduğu için tarla ve çayırları Hasan ile dolaşmaya karar verdi.

Karışı Zalihaya: Hasan ile beraber gideceğim, Hasan'ın karnı acıkabilir biraz yiyecek hazırlasan iyi olur"der. Baba oğul köy sınırları içerisinde bulunan kulaklar mevkiindeki tarla ve çayıra bakmak için yola düşerler, bazen Hasanın elinden tutar bazen de sırtına alarak köye 4 km.mesafede bulunan çayırlara giderler. Biraz dolaştıktan sonra Molla Kadir gölgesine bakarak öğlen namaz vakti geldiğin! anlar. Kara çayın kenarına inerek abdest almaya hazırlanır. Az sonra Hasan uyumak istediğin! söyledi. Babası Kadir bir kucak ot ve çiçeklerden yolarak yastık gibi oğlu Hasan'ın basının altına koyar ve üzerine arkalığım örterek namazına başlar. öğle namazının sünnetin! bitirip farzına başladı. Bir ara uyumakta olan oğlu Hasan'a taraf baktı o anda korkunç bir manzara ile karşılaştı.Hasan'ın yanma bir yılanın girdiğini gördü, o anda vücudu hareketsiz halde kaldı, gözleri yaşardı. istese de namazı bozamazdı çünkü vücudu o anda hareketsiz kaldı yaşlı gözleri ile ikinci korkunç durum ile karşılaştı, suyun öte tarafında bir akrebin sürekli olarak sağa sola koşuştuğunu ve onun da niyetinin Hasan olduğunu anladı. Akrep suyu bir türlü geçemiyordu. Bu arada suyun akarı ile bir evelik dalı Hasan'ın istikametine geldiğine, çimlere takılarak köprü halini aldı. Yıldırım hızıyla karşıya geçen akrep de Hasan'ın yanma girdi ve birkaç saniye sonra çıkıp gitti. O anda Kadir'in vücuduna hareket geldi ve yaşlı gözlerle oğlu Hasan'a koştu. Hasan'ın üzerinden arkalığım aldığında hayretler içerisin de kaldı. Hasan mışıl mışıl uyuyor, yılanın başı tam Hasan'ın çenesine dayanmış hareketsiz duruyordu.

Kadir oğlunun üzerinde ki yılanı uzaklaştırmak için dokunduğunda yılanın bir demir çubuk gibi kaskatı olduğunu gördü. Şükrederek "Ya Rabbim sen o akrebi göndermeseydin Hasan yılan tarafından zehirlenecekti," Az sonra hiç bir şeyden habersiz olarak uyanan oğlunun elinden tutarak köye döndüler.Gördüğü macerayı göz yaşları içersinde camidekilere anlattı. Camidekiler kendisinin derhal kurban keserek fakirlere dağıtmasın söylediler.

işte bu maceradan sonra köy halkı Hasanla bir bütün oldu. Herkes onu sevmek, konuşturmak ve görmek istiyordu sanki köy halkı Hasan'a koruma altına almıştı. Daha sonra babası Kadir karışı Zaliha'ya Hasan'ın eğitim zamanının geldiğini söyler. Karı koca günlerce ve hatta aylarca uğraşmalarına rağmen Hasan'a bir Elifi dahi yazmayı öğretemezler. Karşı, karşıya oturan karı koca masum bakışlarla bir birlerine bakarlar; " Keşke böyle bir çocuğumuz olmasaydı." dercesine ikisi de başlarım önlerine eğerler. Hasan'a küçük de olsa bir ceza olarak babası ve annesi onu en ağır işlerde çalıştırmaya başladılar. Hasan boş kaldığı zamanlarda bazen müsaade alarak bazen de müsaade almadan babasının av tüfeğini alarak dağlarda su kenarlarında sanki bir maral kuzusunu kaybedip ararcasına bir şeyler arar dururdu. Ne aradığını kendisi de bilmiyordu.

Hasan durgun hareketleriyle etrafındakilerin dikkatin! çekiyordu. Zaman ilerlemiş Hasan da bu arada 14 yasma gelmişti. Yine bir gün Hasan kendisini çok sıkıntı içerisinde hisseder, hiç kimseye bir şey söylemeden babasına ait av tüfeğini alarak daha önce bahsettiğimiz Kulaklar mevkiine doğru yol alır.

Yine bahsettiğimiz Karaçay'ın yanma gelir, Daha evvel hazırlamış olduğu çukura girerek avım beklemeye başlar. Çok yorgun olduğunu hisseden Hasan bir türlü gözlerin! uykudan açamıyor, bir ara kendisin! zorladı ve kalktı, biraz ot yoldu üzerini örttü ki kendisin! av hayvanları görmesin sadece onu biliyor. O gün Hasan yok, geldi gelecek derken ikinci gün de yok üçüncü günde annesi Zaliha göz yaşları ile oğlu Hasan'ın 3 gündür eve dönmediğini öğle namazından çıkan köy halkına söyledi ve o anda gürültülü söylentiler başladı, sonra da ortalığı bir sessizlik aldı. Başladılar birbirlerine sormaya.İçlerinden birisi 3 gün evvel elinde tüfek evlerinin önünden
geçtiğini söyledi, O anda kendi aralarında 6 gruba ayrıldılar, Köy arazisini aramak için harekete geçtiler. Birkaç saat sonra arayan gruplardan ikisi Karaçay'ın sağ ve soluna bölünerek hem şüpheli yerleri hem de suyun Akağım izliyorlardı. Bir müddet sonra suyun kuzey kesiminde olan grup tam Hasan'ın yatmış olduğu çukurun basma geldi. Baktılar ki otlar kurumuş tüfeğin namlusu dışarı çıkmış. Evvela sessizce Seyrettiler, sonra otları üzerinden aldılar. Nefes alıp verdiği belli değil, ağzından biraz salya akmış, olduğu yere yığılmış halde Hasan'ın perişan halini gördüler Aralarında parola olarak kullandıkları kelimeyi sesi gür olan biri "Bulduk!" diye bağırdı. Kısa bir zamanda birbirlerine yetiştiren köy halkı Hasan'ın etrafında toplandı. Babası Kadir'in gözleri yaşardı gayri ihtiyari bu kelime süzüldü. "Keşke o zaman yılan zehirlese daha iyi olurdu." Köy halkı daha fazla beklemeden Hasan'ı bazen sırtlarına, bazen kucaklarına aldılar daha evvel Hasan'ı bulduklarını köy halkına haber göndermişlerdi. Köy halkı uzaktan kalabalığın geldiğini gördü kadın, kız,büyük, küçük, herkes yol etrafına toplanmışlardı. Hasan'ın perişan hali,arkadaşlarım üzüntüye boğdu.Feryat figan ,ağlaşmalar arasındaHasan'ı evine getirdiler.

Annesi acilen bir yatak serdi ve Hasan'ı sesizce yatırdılar. Herkes olduğu yere çöktü gözler Hasan'da. Hoca Yasin-i Şerife başladı,Rengi sapsarı olan Hasan'ın rengi yavaş yavaş kızarmaya başladı. Az sonra bir hıçkırıkla manalı manalı etrafım seyretmeye başlayan Hasan, sanki birini arıyordu. O anda halkta yine bir sevinç gürültüsü oldu. Hocanın işaretiyle tekrar herkes sustu. Onlar Hasan'a, Hasan onlara bakmaya başladılar. Hoca fazla dayanamadı , "Oğlum Hasan 3 gündür sen yoksun. Senin bu halin nedir, sana ne oldu, neden böyle manalı manalı bakıyorsun?" demesi üzerine yastıktan başını kaldıran Hasan; ilk divanisini söyledi. Ve dedi ki:

 

Ders alıp haktan okudum ilmi ayet bu gece
Men için vesfi hal oldu çok rivayet bu gece
Aşığı maşuğa yazan ilahi irepbena
Sırrı gutretten yerişti hub hidayet bu gece

Galdırdı hüsnü likabın tehnetti mayitaba
Hasretinnen bi-zar oldum düçeşmim gelmer haba
Gameti selvi hıraman sürahi gaddi Tuba
Bir acayip gılman gördüm melek sıfat bu gece

Şenliyem od düşüt cana vücudu kül olmuşam
Zer çekif feryat etmeye şeyda bülbül olmuşam
Gazabı görsetti cana hışmı afet bu gece.

 

Hoca dedi ki "Oğlum altı ay baban dövdü, dokuz ay annen dövdü, bir sene de ben dövdüm, biz sana bir elifi öğretemedik şimdi sen bu kelimeleri nerden öğrendin? Birçoğunu ben dahi anlamıyorum. "İşte Hasan, o günden sonra "Şenlik" adıyla şiirler söylemeye başladı.

Asıl adı Hasan olup 1850''de Çıldır''ın Suhara (Yakınsu) köyünde doğmuştur. Kendisine "Aşık Şenlik" takma adını almıştır. "Çıldırlı Aşık" diye de bilinir. Aşık Şenlik Terekeme (Karapapak) boyundandır. Karapapak ağzını en yetkin biçimde kullanan Şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uyuya kalmış, düşünde aşk badesini içmiş. Kalkınca şiir söylemeye başlamış. 19 yaşında iken Ahılkelek''in Lebis köyünden Aşık Nuri''den saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gürü ve Revan''ı , dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.
Edebiyat araştırmacısı Nejat Birdoğan, Şenlik''in şiir dünyasına eğilirken şunları söyler: "Artık, ozanlığa ve deyişlere bir düşle boşlamalarının gerçek olduğunda şüphe, kalmayan bütün halk ozanlarının düşünü Şenlik de görmüştür. Bu düşte bade yoktur. Sadece Salatın isminde bir kız görmüş, bu görüş kızın ardı sıra yanıp tutuşmasına yetmemiştir. Nitekim ozanımız da Huri isminde bir kızdan başkasına yanıp tutunma ve bağlanma yoktur. Huri de çabuk unutulmuştur.

Doğduğu, yetiştiği bölgenin Azerbaycan'a yakın oluşunun dilini de etkilediği gözleniyor. Azeri Türkçesine yatkın bir dil kullanmış. Öğrenim görmediği anlaşılıyor. Böylece, saz ozanlığının, halk ozanlığının arılığını koruyabilmiş olduğu söylenebilir.

Çiftçilik, avcılık yaparak geçimini sağladığı anlaşılan Aşık Şenlik, yetiştiği bölgedeki bütün tarihsel olayların içinde yaşamış, savaşların acısını, yıkımını çekmiş bir ozandır. 

Halk şiiri, günümüze yaklaştıkça özünde özelliğini giderek yitirirken Aşık Şenlik'in yalnız biçimde değil özde de geleneksel halk ozanlığının "Aşık"lığın özelliğini koruma çabası dikkati çekiyor. Başlıca önemi, özelliği de buradan kaynaklanıyor

 

Dinleyin ahbaplar, yaran yoldaşlar
Bir sağalmaz derde düştüm bu gece.

 

dizeleriyle şenlik hayatına başlayan ozan, güvenlidir. Bu tatlı derdin bir yandan kendini kemirirken diğer yandan da kendine bir ün bırakacağına emindir. O, dizelerinde bazen bir altın, bazen bir aşra vurulan direk olarak kendisini görür:

 

Men bir zerem zer kadrini bilene
Aşkın metahını satmak isterem.

 

veya, Rütbem arşa direk oldu, hak ile yaksan menem.

Bütün bu güvenle ve gururla beraber ustaya saygı, konusu, deyiş ve Sanat bakımından zorlanmama, güler yüzlülük deyişlerde ana temdir. Din konusunda halka özgü olağanüstü bilgileri bile kapsayan duyuşlarla dolu fakat asla ısrarlı değildir. Zaten Şii mezhebinin (Aşık Şenlik Şİİ DEĞİLDİR) etkisiyle bir toleransı da vardır. O yörede kadınlarda kaç göç yoktur. Doğa konularında çiçeklere, gelin kız dedim-dedilere bağlanır. Şenlik vefadan yakınır. Toplumdan şikayetçi değildir. Toplum içerisinde bir insan düşmüşse bu toplumun değil kişinin suçudur. Kişi, Sakınarak gezmeli ve konuşmalıdır.

 

Manasız mantıksız sözü bilmenin faydası ne?
Az anlayıp çok söyleyip gülmenin faydası ne?

İtibar dediğin elde bir muhalif şişedir
Boş yere kaldırıp taşa çalmanın faydası ne?

veya

Kadir Allah budur senden dileğim
Mert olanı salma baştan ayağa,

Men ezzinam ayağa
Nazlım olurup ayağa
Göreydim gül zünü
Yüz süreydim ayağa.

Aman aman mağıl dolan mert yiğit
Seyragıplar salar seni ayağa.

Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır. Ozanımız bu ozanlardan Feryadi, Mazlumi, Sümmani, Aşık Abbas ve İzani ile karşılaşmıştır. Sümmani, ile bütün hayatları boyunca bir kardeş gibi yaşamışlardır. Söylentiye göre bir karşılaşmalarında uzun boylu çaba sarf edip, yorulunca Şenlik''in annesi içeri girerek her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini göstermiş ve ozanları ayırmıştır."

Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt Şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının olduğu dönemde Şenlik kahramanlık destanlarıyla, koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerin direnç kaynağı olmuştur.

Kars''ın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldır''dan Kars''a gelen Aşık Şenlik, durumun kötü olmasından, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus generalini kendisine hayran bırakan cevaplar verir.(Kaynak:asiksenlik.com)

Deli gönlüm nasihat etsem
 
Deli gönlüm nasihat etsem

Deme ulusum var elim yahşıdır

Bu dünya fanidir kimseye kalmaz

Deme bu dünyada kalan yahşıdır.

 

 

Meydana giremde özümü öyme

Şeytana uyupta kimseye söyme

Gücün yeter diye yetimi döyme

Deme kuvvetliyem kolum yahşıdır.

 

 

Şenliyem dünyada çekerim zarı

Sinem üste yandı sevdanın narı

Bir yiyide olsa bedasıl karı

Ona sağlığtansa ölüm yahşıdır.

 

Aşık Şenlik Pul dolandırır

Dinleyin ağalar tarf eleyim
devletin dalını el dolandırır
yagın bil kesilmiş insanf merhemet
dünyanın sonunu pul dolandırır

köprü kurup köprüsünden geçmeyen
dünya şarabından bir tas içmeğen
evde garısına sözü geçmeyen
oda muhtar olmuş köy dolandırır

şenliiyim dünyada gülmedim hiç men
usandım canımdan olmuşam pişman
gayretsiz dostansa gayretli düşman
ölünce gabrimde canım gül dolandırır
yazan y,,canbazlı yüel boztepe

Neye lazımdır

her gördüyün insanı insanmı sandın
insanda bir temiz maya lazımdır
mürşidi kamile inan demişler
kişide ar namus haya lazımdır

bir insanki büyüğünü büyük bilmesse
hürmet edip ona ikram gılmassa
bir insanda adep haya olmassa
kendi güzel olsa neye lazımdır

şenlik der darılmam asla bir nasa
kadir bilmez öz kadrini bilmesse
bir insanda asil astar olmasa
onu konuşturmak neye lazımdır

 
Aşık Şenlik
İster İskender ol

Gönül bir emre yazar olsa müptela
Lebbeke ya gulum deyene yalvar
Derdin ifşa etme halden bilmeze
Hükümü ğaipten bilene yalvar

İster İskender ol seddin üstünde
İster Süleyman ol mührün destinde
İster Firavun ol Musa ğastinde
Dünyanın temelin ğurana yalvar

Sefil Şenlik sen Süphan'a sığın dur
Gadir Mevlam çoh muratlar verendir
Gece gündüz karanlıkta görendir
Kağıtsız arzuhal alana yalvar

İpdıda Allahın vesbini gördüm

zikr eyledim otuz iki farzı
ifdıda allahın vesfini gördüm
ders alıp okudum ilmi hikmetten
elifte muhammet ismini ördüm

bu illmi hikmette vakuf olsa kim
bir elifte okunur iki mim
dersim gudrettendir deyil mineccim
sonunda he yoktur nifsini gördüm

kul şenlik daima tertubat düzer
taa galu beladan bey haber gezer
ervahu tavruza eyledim nazar
selveri evliyanın cismini gördüm

 
Aşık Şenlik
Ey felek senin elinden abad olan görmedim düşüpde darı cengine geri gelen görmedim

 

Ey felek senin elinden abad olan görmedim
düşüpde darı cengine geri gelen görmedim
nice yüz bin süleymanlar hükmetti kaftan kafa
tahtında berkarar olup bina salan görmedim

aşkta kalem levhu mahfuz kargoluptu nuruna
incil zabur tevrat yetmez hak talanın sırrına
kurandan dersini alan daha dalar derine
dadı hakkın gullarında ne hak yalan görmedim

der biçare sefil şenlik aha düşmüş dardadır
ol hudamın bir nişanı el iptida nurdadır
can gurban olsun çıldıra edap erkan ordadır
gezmişem gurbet elleri gadir bilen görmedim
 
Aşık Şenlik İÇDİM BU GECE

Dinleyin erenler yeren yoldaşlar
Bir sağalmaz derde düşdüm bu gece
Hikmet pirlerinden abu zülaldan
kefser bulağından içtim bu gece

gudret mektebinde verdiler dersi
zikiride gördüm arşi ile kürşü
hıfsimde zapd oldu arabı farzı
lügatı imranı seçtim bu gece

sefil şenlik haktan buldu kemali
bu gidişle vesfi halim demeli
bedirlenmiş gördüm güzel cemali
bir tağayıp olup şaştım bu gece
yazan yukarı canbazlı yücelboztepe

Bu Dünyanın Safasını Sürmeden

Bu dünyanın safasını sürmeden
Ne tuttun yakamı ay ihliyarlık
Evvelki devranın düşer yadıma
El götür yakamdan koy ihtiyarlık

Alıp verir dizlerimin yelini
Eğdin kametimi büktün belimi
Yakın iken ırağ ettin yolumu
Günlük yolum oldu ay ihtiyarlık

Dayaksız adım atabilmenem
Tüy döşek üstünde yatabilmenem
Altı aylık çocuğa yetebilmenem
Ettin sabilere tay ihtiyarlık

Sultan idim dağ başında ben ezel
İndi dökülenler gönlümden gazel
Beni görüp güler idi her güzel
Onu da ömrüme say ihtiyarlık

Sulandı gözlerim zay oldu işler
Ağız papuçladı döküldü dişler
Ürkmez oldu benden yerdeki kuşlar
Çekerim elinden huy ihtiyarlık

Sefil Şenlik böyle bir hale geldi
Aşk ucundan benzi sarardı soldu
Evlad ü ıyalim terkimi kıldı
Ahir günüm oldu zay ihtiyarlık

 
Aşık Şenlik Aşık Şenlik’in Rus generaline söylediği şiir

Zurzuna (Çıldır) Sovyetlerin işgalindeyken çevreden halk aşığı Şenlik’in namını duymuşlar. Rus yetkilileri kendi aralarında bir toplantı yaparak Aşığı çağıralım şiir okutmayı karalaştırmışlar. Eğer taraflı olarak Ruslara övgü bir tutum içine girerse cezalandıralım. Türkleri ve Türkiye’yi isterse ödüllendirip serbest bırakalım demişler...

Aşığı davet ederek şiir okumasını istemişler. Aşık Şenlik başlamış okumaya...

Hulusi kalbimden bilsen fikrimi
Men Allah’tan Al Osman’ı isterem
Merhamet sahibi rahmani gani
Nesil Mürsel Hükmü hanı isterim

Süleyman mülkünde ber karar duran
Muhammet vekili makamı nuran
Hıfzının ezberi Ayeti Kuran
Salavatı ol süphanı isterim.

Emri hak yedinden çekilmiş kalem
Varmış bir ettiğim yetişti belam
Hükmünde saltanat mülkünde alem
Divanı şevketi şanı isterim.

Sultan Hamit-Şahım şahlar serveri
Dilinde selavat zikiri ezberi
Kaftan kafa zikri zeminden beri
Hüküm etmeye birce onun isterim

Gam günüdür bu sefil Şenliği’in şadı
Çıkmıyor gönlümden Al-Osman’ın adı
Gitmiş dünyanın lezzeti tadı
Mahşer günü bir mekan isterem

Bu şiir okuduktan sonra da bir bayatı (Segah) ezgi söyler...

Payıdar olma zalim
Yiğide neyler ölüm
İşte boynum Sal kılıç
Doğruyu söyler dilim...

Aşık Şenlik Allah kerimdir

Namertlerin kanadından uçmam allah kerimdir
coşkun suya köprü olsa geçmem allah kerimdir
davat etse zürriyete yemem onun nanını
suyu abu kefser olsa içmem allah kerimdir

yeni yaka bulsa devlet konusar yeke hana
tokunaklı laf söylüyor okgibi deyer cana
sedri mermer ağotağı bezetse cennet hana
el uzatıp kapısını açmam allah kerimdir

sefil şenlik bu dünyada çok sürdüm zefki sefa
haktalanın emri budur koy çekem cebri cefa
şafağatcı senki oldun ya muhammet mustafa
emrine muntazım vardır şaşmam allah kerimdir

Aşık Şenlik
Ehli İslam olan işitsin bilsin Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

 

93 Koçaklaması

Ehli İslam olan işitsin bilsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İsterse Uruset neki var gelsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Guşananın gılıcı geyinin donu
Gavga bulutları sardı her yanı
Doğdu goç yiğidin şan alma günü
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Asker olan bölüh bölüh bölünür
Sandınız mı Gars galası alınır
Boz atlar üstünde gılıç çalınır
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Kavga günü namert sapa yer arar
Erolan göksünü düşmana gerer
Cemi ervah biznen meydana girer
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Beni Asfer'dir bilin Urus'un aslı
Orman yabanisi balıhçı nesli
Hınzır sürüsüne dalıp gurt misli
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Hele Alosman'n görmemiş zorun
Din gayreti olan tedarik görün
At tepip baş kesin düşmanı kırın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

Şenlik ne durursuz atları minin
Sıyra gılıç düşman üstüne dönün
Artacahtır şanı bu Alosman'n
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
KAYNAK: asiksenlik.com
KOŞMA
 
Bir adam başına mürşit olamaz
Varıp bir kâmile danışmayınca
Cândan geçmeyince cânân bulunmaz
Gönül her eşyaya karışmayınca


Kâmiller sevmezler kendi pâyesin
Onlar kaldırmışlar dünyâ riyâsın
Kimse bilmez hiç kimsenin mayasın
Onla kalkıp düşüp konuşmayınca


Sümmânî’yem görmedim hiçbir sefâ
Her sefa dalına konmuş bin cefâ
Her ne istedimse yokdurur vefâ
Tarikat kulpuna yapışmayınca


NE FAYDA

Bir menzile başa kadar varmasan
Sen o yola kervan olsan ne fayda
Bir dilberin makamına konmasan
Hayâl ile mihmân olsan ne fayda


Bir ikbâl ki kara olur kalemde
Sözü hor görünür her bir kelâmda
Bir güzel ki seni sevmez âlemde
Yâ sen ona hayrân olsan ne fayda


Arabi Farisi dilin olmasa
Bülbüle münasip gülün olmasa
Asla bir meslekte elin olmasa
Dava ile sultân olsan ne fayda


Deli gönül bu isyandan beridir
Bir âh çekse dağı taşı eritir
Her bir güzel bir yiğidin yâridir
Elin güzeline baksan ne fayda


Gel Sümmânî yaradanı zikreyle
Verdiği nimete dâim şükreyle
Yamân işi tâ ezelden fikreyle
Başa geçip pişmân olsan ne fayda

Reklam
 
SEMAİ
 
Bilmezsen ilm-i ibare
İrfanda mahsun olursun
Bir ibare bir dubara
Lisanda mahsun olursun

Refik olursun hizana
İşin uğramaz düzene
Ekme tohumun hazana
Harmanda mahsun olursun

Sen sana bak eyle nazar
Sen sana bak kime benzer
Sermayesiz açma pazar
Dükkanda mahsun olursun

Sen sana bak eyle yazık
Sen senin yolan al azık
Sefinen çıkarsa bozuk
Ummanda mahsun olursun

Sümmani söyler eş’arı
Her yerde açmaz esrarı
Benim demezse muhtarı
Divanda mahsun olursun




KOŞMA
 
İşitme her sözü ol guş-u sağır
Beladan sakınmak noksanlık mıdır
İmkansız bir işe bağır ha bağır
Barbarlık eylemek insanlık mıdır

Söz söyle gönlünün iktidarınca
El elden üstündür arşa varınca
Süleyman’a söz öğretti karınca
Maslahat dinlemek nadanlık mıdır

Arifler her vakit nasihat eyler
Aklı olmayanlar öğüdü neyler
Dost dostun her sözü yüzüne söyler
Doğru söz söylemek düşmanlık mıdır

Sümmani daima ilimden bıkmaz
Aklı olan yoldan kenara çıkmaz
Yiğit odur gücü yettiğin yıkmaz
Ölmüşü öldürmek aslanlık mıdır

REKLAM
 
www.kitapyurdu.com'dan satın al
 
TOPLAM 37899 ziyaretçikişi sayısı
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=